06.10.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- “Belediye başkanlarının evlerinin sabahın 5’inde basılması ve gece kıyafetleriyle medyaya servis edilmesi insanlık dışıdır; yargıdaki çifte standart adalet sistemine gölge düşürmektedir.”
- “4 kişilik bir ailenin gıda harcaması 37 bin, yoksulluk sınırı 123 bin lirayı bulmuşken net asgari ücretin 28 bin lira olması derinleşen yoksulluk tablosunu gözler önüne sermektedir.”
- “Neden yoksulluk var? Neden emekli perişan? Neden asgari ücret çok düşük? Çünkü devlet soyuluyor.”
- “Devleti yöneten siyasiler ile bürokratların el ele verip halkı soyduğu 538 milyar liralık borsa vurgunu sıradan bir olay değil, doğrudan bir devlet krizidir.”
- “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek borsa manipülasyonunu aylar öncesinden bildiğini söylemesine rağmen SPK 10 ay boyunca soyguna göz yummuştur; Bakan Şimşek bu tabloda ya görevini yapmalı ya da istifa etmelidir.”
- “AK Parti içindeki Erdoğan sonrası iktidar mücadelesi ve kutuplaşmalar borsa fonları üzerinden yürütülmekte, faturası ise 455 bini aşkın mağdur vatandaşımıza kesilmektedir.”
- “Devlet Denetleme Kurulu üyelerinin Borsa İstanbul yönetiminde görev alması akıl tutulmasıdır; yolsuzluğu denetlemesi gerekenler kendi yönetim dönemlerini denetleyemezler.”
- “Fon Koordinasyon Kurulu toplantısında devlet yönetimi ile AK Parti siyasetinin iç içe geçmesi liyakati yok etmiş, devlet mekanizmasını parti devleti haline getirmiştir.”
- “Anayasa tartışmalarından önce Türkiye’nin acilen Siyasi Ahlak Kanunu’na ihtiyacı vardır; siyaset kirlilikten arınmadan yapılacak hiçbir düzenleme yolsuzlukları engelleyemez.”
- “Borsa ve fon soygununun tüm detaylarıyla aydınlatılması için bürokratların görevden alınması, fon vurguncularının kimliklerinin açıklanması, bağımsız komisyon kurulması ve soruşturmanın suç örgütü kapsamında ele alınması şarttır.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM CHP Grup Toplantısı'nda haftalık gündem değerlendirmesini gerçekleştirdi. Türkiye'nin dört bir yanından gelen işçiler, madenciler, çiftçiler, kadınlar ve partililerin katılımıyla coşkulu bir atmosferde gerçekleşen toplantıda Kılıçdaroğlu; borsa ve fon yolsuzluklarından derinleşen ekonomik krize, belediye başkanlarına yönelik gözaltı operasyonlarından siyasi ahlak yasası çağrısına kadar geniş bir yelpazede çok önemli açıklamalarda bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
(Kürsüye çıkışında “Gençliğin umudu Kemal Kılıçdaroğlu” sloganları üzerine) Benim umudum da sizlersiniz, emin olun. Emin olun Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz. Emin olun, ahlaki temellerde inşa edeceğiz. Emin olun; kişinin inancını, kişinin yaşam tarzını, kişinin kimliğini asla ve asla siyasete malzeme etmeyeceğiz. Bizim için insan en değerli varlıktır ve her insanın başımızın üstünde yeri vardır. Böyle bakıyoruz.
Efendim televizyonları başında bizi izleyen saygıdeğer vatandaşlarıma, sizlere, bu ülkenin kalkınması ve büyümesi için alın teri döken yurttaşlarıma, hepinize selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Değerli milletvekillerimizle birlikte Türkiye'ye hitap edeceğiz. Türkiye'nin geleceğini konuşacağız. Var olan sorunların nasıl aşılması gerektiğini de anlatacağız.
Aramızda maden işçileri var. 13 yaşında babasını kaybeden ve tabutunun başında bekleyen sevgili Yaşar'ın gözlerinden öpüyorum. Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Tire'den gelen köylü kardeşlerimiz var. Kardeşlerimiz var. Onlara da en işten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kadının emeğinin ne kadar değerli olduğunu hepimiz biliyoruz. Kadın kırsalda erken saatte kalkar, çalışır, üretir. Evinin hazırlığını yapar, çocuklarını besler. O kadın günün neredeyse 24 saati çalışır. O nedenle kırsalda çalışan kadınların bizim başımızın üstünde yeri vardır. Yeri zamanı gelince onların dertlerini de dillendireceğim. Hatta şunu söyleyeyim. Biz kırsalda çalışan kadınların ve gençlerin sosyal güvenlik primlerinin devlet tarafından ödenmesini savunan bir partiyiz. Yani onlar kırsalda çalışıyorlar, gençler kırsalda çalışmalı, onların sigorta primlerini devlet ödemeli ve onlar yaşı geldiğinde emekliliğe hak kazanmalılar. Çünkü bizleri besleyen o kırsalda çalışan insanlar ve onlar başımızın tacıdır. Bunu da herkesin bilmesini isterim.
“SABAHIN 5’İNDE BELEDİYE BAŞKANININ KAPISINI KIRMAK İNSANLIK DIŞIDIR, HUKUKTA ÇİFTE STANDART OLMAZ”
Gözaltı ve tutuklamalar var. Değerli arkadaşlarım; hiç kimse yargılanmaz değildir, demokratik bir ülkede birisi şikayet eder ve siz gidersiniz savcıya ifade verebilirsiniz veya savcı dava açabilir. Şu anda benim dokunulmazlığım yok ama yeri, zamanı geldiğinde daha doğrusu dosyalar oluştuğunda, şikâyet olduğunda ben de giderim hâkimin huzurunda kendimi savunurum. Dolayısıyla kimse beni niye yargılıyorlar diyemez. Ama yargılamanın da kendine göre kurallarının olması lazım. İlkelerinin de olması lazım. Bakın değerli arkadaşlarım sabahın 5'inde bir belediye başkanının kapısı çalınmaz, kırılmaz ve içeri girilmez. Sabahın 5'inde kapıyı açan bir kadının gece kıyafeti medyaya servis edilmez. Bunlar insanlık dışı işlemler, bunları kabul etmiyoruz. Bir belediye başkanının yargılanması elbette olabilir. Niçin belediye başkanı yargılanıyor diye bir özel şeyimiz de yok, özel bir tavrımız da yok. Ama belediye başkanının tutuklanmasını doğru bulmayız. Bunu şimdi söylemiyorum. İlk belediye başkanımız gözaltına alındığında da söyledim, ifade ettim. Belediye başkanları elbette varsa haklarında bir şikâyet gider savunmalarını yaparlar. 349 yılla yargılanan belediye başkanlarımız oldu ama kimse hemen sabahın köründe evini basayım, koduna kelepçeyi vurayım, götüreyim, yargılayayım demedi. Bir belediye başkanlığı tutuklamak, beldeye hizmet etmiş kişilerin hizmet almasını engellemek demektir. Yargılarsınız, hiç itirazımız yok. Kendisini savunur, itirazımız yok. Eğer hakkaniyetle gerçekten delilere ulaşarak bir şeyler yapıyorsanız, tutuklama yapıyorsanız, gözaltına alıyorsanız ona da bir şey yok. ama dediğim gibi yargılamada, hukukta çifte standart olmaz. Tipik bir örnek vereyim size. Hani vardı ya birisi Sayın Bülent Arınç'ın deyimiyle “Ankara'yı parsel parsel satan kişi.” Ne yapıldı bu kişi? Bu da belediye başkanıydı. Davet edildi. Ağzında sakızıyla geldi, çıkışta elini kolunu sallayarak çıktı, adeta beni kimse yargılayamaz atmosferi içinde adliyeden ayrıldı. Değerli arkadaşlarım, “parsel parsel satıyor” deniyor. Bunu duyduğumda, Ordu milletvekilimize dedim ki -ben bu konuda bir açıklama yapayım dediğinde-dedim ki şu açıklamayı yapabilirsin: Sayın savcı makam aracını da gönderip beyefendiyi makam aracılıyla adliyeye getirebilirdi. Bir eksiği o kaldı zaten. Onu da yaparsa hiçbir sorun kalmamış olacak. Böyle bir standart, çifte standart her şeyden önce adliyeye gölge düşürüyor, yargıya gölge düşürüyor. Eğer siz gerçekten yargılama yapacaksanız kimse itiraz etmez. İfade alacaksanız kimse itiraz etmez. Ama çifte standarda itiraz ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım her davanın takipçisiyiz. Genel Merkezimizde bir hukuk komisyonu var. Hukuk komisyonu bütün davalara ince ince bakıyor. İnceden inceye bütün dava dosyalarına bakıyoruz ve o dava dosyaları üzerinde de çalışıyoruz.
“4 KİŞİLİK HANENİN YOKSULLUK SINIRI 123 BİN LİRA OLMUŞKEN ASGARİ ÜCRET 28 BİN LİRA: İNSAF VAR MI?”
Değerli arkadaşlarım ülkenin dört bir yanı yangın yerinde dönmüş vaziyette. Kime dokunsanız dert yanıyor. Kime dokunsanız, kiminle konuşsanız dertli. Ve ortada şu soru dolaşıyor: Bu memleket nereye gidiyor? Her türlü, her türlü yasa dışı işlemlerin ve yasa dışı işlemleri yapanların at koşturduğu bir memlekete döndük. Uyuşturucu baronlarından tutun borsa çetelerine kadar herkes ya devleti soyuyor ya yasa dışı işler yapıyor. Ve bu 25 yıllık bir iktidarın bize bıraktığı bir miras gibi duruyor. 25 yıllık bir iktidarın. Dolayısıyla bakıldığı zaman vatandaşın gerçek dertleriyle ilgilenen bir siyasal iktidarın olmadığını görüyoruz. Bir daha ifade edeyim; vatandaşın gerçek dertleriyle işçinin, çiftçinin, köylünün, esnafın, sanayicinin gerçek dertleriyle ilgilenmeyen bir siyasal yapı, bir iktidar görüyoruz. Ve doğal olarak herkes, derdi çözülemeyen herkes şu soruyu soruyor: Ne olacak bu memleketin hali ve bu memleket nereye gidiyor diye. Vatandaşa soruyoruz, önce fiyatlara bakıyor vatandaş. Esnafa soruyoruz; faturasını, elektrik faturasını gösteriyor, bu kadar elektrik faturasıyla ne yapacağım diye. Çiftçiye bakıyoruz; mazota, gübreye bakıyor, ne olacak mazot ve gübre diye. Mazota zam yapıldı diye sanıyorlar ki sadece otomobil kullananlar bundan zarar görecek. Hayır efendim. Mazota zam yaptığınız zaman çiftçinin traktörü, ürünü taşıyan kamyon, balıkçının teknesi, bütün alan, bütün alan iğneden ipliğe zam görüyor. Bunu da iktidar sahipleri fark ediyor mu? Emin olun hiç fark etmiyorlar. Onların dertleri başka.
Değerli arkadaşlarım, mutfaktaki yangın var doğrudur. Mutfaktaki yangının söndürülmesi lazım doğrudur. Ama bunun için iktidar değişikliği gerekmektedir. Bunun için Türkiye'nin yeni bir iktidara, halkı düşünen iktidara ihtiyacı vardır.
Değerli arkadaşlarım, bazı rakamlar da vereyim biraz. Can sıkıcı rakamlar ama bunları da vermek zorundayım sizlere. 4 kişilik bir aileyi düşünün. Bunun ortalama gıda harcaması aylık 37 bin 801 lira, gıda harcaması. Yoksulluk sınırı da 123 bin 130 lira, yoksulluk sınırı. Bekar bir çalışan çalışanın yaşama maliyeti 48 bin 885 lira. Net asgari ücret 28 bin 076 lira. En düşük emekli aylığı 23 bin 552 lira. Bekar bir çalışanın yaşam maliyeti 48 bin lira ama net asgari ücret 28 bin lira. İnsaf var mı? Arada tam neredeyse %100 fark var. Olmaz. Bu soruyu haklı olarak sorduruyor vatandaşa, ülke nereye gidiyor diye.
Evlere, iş yerlerine temizliğe giden kadınlarla konuşuyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, Cumhuriyet Halk Partisi toplumda kendisini sahipsiz hisseden bütün kesimlerle sağlıklı ve sıcak bir diyalog kurmaya her zaman hazır ve her zaman yapıyor. Geçenlerde dediğim gibi evlere, iş yerlerini temizliğe giden kadınları dinledim. Onların dertlerini dinledim. Onların yaşadığı sorunları dinledim. Yine aynı şekilde staj mağdurları var, çıraklık mağdurları var. Onları da dinledim, onlarla da beraber oldum ve onlara söz verdim. Sayın Grup Başkanı, bu arkadaşların sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bütün çıplaklığıyla dile getireceğiz, ona söz verdim. Bu çıraklık mağdurları nerede olursa olsun başımızın üstünde yeri var ve mağduriyetlerini gidermenin görevi de Cumhuriyet Halk Partisi'ndedir ve bunu yapmak zorundayız.
Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde çalışan işçiler var. Bu işçiler sendikalaşmak istiyorlar, sırf anayasal ve yasal haklarını kullandıkları için kapının önüne kondular. Buradan Diyarbakır işçilerine de sesleniyorum, işlerine son veren işverene de sesleniyorum. Yasal hakkı kullanan bir kişinin alın terine son veremezsiniz, işine son veremezsiniz. Diyarbakır il örgütümüz onların yanında, şuna inansın, bu salonda bulunan herkes de Diyarbakır işçilerinin yanında.
“DEVLETİ YÖNETEN BÜROKRATLARLA SİYASİLER EL ELE VERİP HALKI SOYDU”
Değerli arkadaşlarım, neden memleket bu halde? Neden yoksulluk var? Neden emekli perişan? Neden asgari ücret çok düşük? Çünkü devlet soyuluyor. Türkiye Cumhuriyeti zengin bir devlet aslında. Varlıkları var, imkanları var, çalışkan insanları var. Ama gelir dağılımı bozuldu; bir üsttekiler var, bir de en alttakiler var, ortada orta sınıf kalmadı. Böyle bir garip tabloyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla devlet neden bu halde diye, bu devlet neden ilerlemiyor ve bu devlet neden hukukun dışına çıktı diye hepimiz birbirimize sormak zorundayız. Hukuku, adaleti eğer sağlayamazsak devletin vatandaşına hizmet etme şansı olmaz. Devlet adalet dağıtan bir kurum olmak zorundadır. Üreten toplumun alın terini teslim etmek zorundadır ve devleti yönetenler de halka hesap vermek zorundadırlar. Hiç kimse hesap vermenin dışında değildir. Ancak son 25 yılda, bir daha altını çizeyim, son 25 yılda devleti soyanlar, halkı soyanlar rahatlıkla at koşturdular. Son 25 yılda… Bakın bir dönem insanların inançlarıyla uğraştılar ve onu istismar ettiler. Ne yaptılar? “İslami holdingler kuruyoruz” dediler. Almanya'dan, Fransa'dan, Avusturya'dan, İngiltere'den pek çok vatandaşımız alın terini getirdi. Bunlara teslim etti. Ne oldu? İslami Holdingler paralar gitti. Soygun düzeni oldu. Bir dönem Jet Fadıl'lar çıktı. Bir dönem Çiftlik Bank’lar çıktı. Bir dönem Titanlar, Saadet Zincirleri çıktı. Bir dönem Deniz Fenerleri çıktı. Yani nereye baksanız soygun düzeni var. Kimin döneminde oluyor? Son 25 yılda oluyor bu. Bunlardan doğru dürüst hesabını veren oldu mu? Hayır. Doğru dürüst hesabını veren olmadı. Hepsi rahat bir şekilde ellerini kollarını sallayarak gezdiler ve çoğunun yanına kâr kaldı.
Şimdi soygunda yeni bir aşamaya geldik. Az önce saydığım ve sayacağımız pek çok soygun bir kişinin veya bir grubun halkı soymasıydı. Ama ilk kez başka bir şey oldu, devleti yöneten bürokratlarla bazı siyasiler ele verip halkı soydu. Bir daha ifade edeyim. Bazı siyasilerle devleti yöneten bürokratlar el ele verip halkı soydu. Yani soygunda yeni bir aşamaya geldik. Şimdi çirkin ve çıkarcı bürokratla çirkin ve çıkarcı siyasetçi işbirliği yapıp devleti soyarsa burada çok büyük bir sorun var demektir. Ve bu soruna dikkat çekmek lazım, toplumun bu sorunu öğrenmesi ve bilmesi lazım. Bu bir Jet Fadıl olayı değil, bu bir İslami holding olayı değil. Bu bir devlet krizi. Çünkü siyasi ile diğeri yani bürokrat işbirliği yapıyorlar. Ne yapmak için? Vatandaşı soymak için. Bir devlet vatandaşını soymaz. Bürokrat ve siyasetçi işbirliği yapıp vatandaşını soyuyorsa burada başka bir şey vardır. Bakınız son fon skandalı bunun en tipik örneğidir, bir tarafında bürokratlar var, bir tarafında siyasetçiler var, acaba tasarrufumu iyi değerlendirebilir miyim diyen vatandaş var; iki taraf kazanıyor, vatandaş kaybediyor. Bunun faturası diğerlerine göre çok ağır. 28 Ağustos’la 22 Eylül arasında fonlardan çıkan paranın tutarı 538 milyar lira. Bir daha ifade edeyim, 538 milyar lira. Bu büyüklüğü kimse fark etmez. 538 milyar lirayı siz hortumluyorsunuz. Kimler yapıyor bunu? Devlette görev alan bürokratlarla siyasiler işbirliği içinde yapıyorlar. Soyulan vatandaşımızın sayısı ne kadar? 455 bin 748 kişi. 455 bin 700 vatandaşımız açıklıkla soyulmuş, bir soygun düzeninin aracı haline gelmiş. Siyasilerle bürokratlar el ele verip vatandaşı soyuyorlarsa ciddi bir sorunumuz var demektir. Ve bu sorunun üzerinde durmak gerekiyor.
“BORSA VURGUNUNDA KİMLER KAZANDI, KİMLER ZAMANINDA MÜDAHALE ETMEDİ?”
Şimdi herkesin huzurunda üç soru soruyorum, herkesin huzurunda.
Bir; borsa vurgununda kimler kazandı? Bunu bilmeye hakkımız var. Eğer 538 milyar liralık bir rakamdan söz ediyorsak bu vurgundan kimler kazandı? Bunu bilmemiz lazım.
İki; kimler denetlemekle görevliydi borsayı? Kimler denetlemekle görevliydi? Onları da bilmemiz lazım.
Üç; bu soygunu bildiği halde kimler zamanında müdahale etmedi?
Üç temel soru. Kimler kazandı? Birinci sorumuz oydu. Borsa vurgununda kimler kazandı? Adı çok açık. Kaybedenler belli, onu az önce söyledim, 455 bin 748 kişi kaybetti. Ama vurguncuları bilmiyoruz, kazananları bilmiyoruz, köşeyi dönenleri bilmiyoruz. Ne ölçüde, kim ne kadar vurgun yaptı onu bilmiyoruz. Özellikle siyasiler ve siyasilere destek verenler gizleniyorlar. Bir isim çıktı siyasilerden adı meşhur olan: Fatma Betül Sayan Kaya. Dört ismi var, dört dörtlük bir soygun yapmış. Gerçekten tebrik etmek lazım, dört dörtlük bir soygun yapmış. İkinci sorumuz. Kimler denetlemekle görevliydi? Öyle ya soygun var. Kimler denetlemekle görevliydi? Başta sermaye piyasası kurumu olmak üzere çok sayıda kamu kurumu ve o kurumda çalışan denetçiler. Ama bunların görevlerini yapmadılar veya görev yapmalarına engel olundu. Bu kadar soygunun görülmemesi mümkün değildi. Üçüncüsü neydi sorumuz? Bu soygunu bildikleri halde kimler zamanında müdahale etmedi, kimler zamanında önlem almadı diye. Bunun yanıtı çok açık: Siyasiler, siyasiler.
4 Kasım 2025; Türkiye Sermaye Piyasaları Genel Kurulunda Bakan bir açıklama yapıyor, Mehmet Şimşek, kendisi Hazine ve Maliye Bakanı; “Özellikle bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz” diyor. “Biliyoruz” diyor, tahmin ediyoruz değil, düşünüyoruz değil, duyum alıyoruz değil; “Biliyoruz” diyor, “O alanda da bir düzenleme eksikliği olduğunu da biliyoruz. Bu eksikliği gidereceğiz” diyor. Nerede söylüyor? Bu işin kalbinde söylüyor. Sermaye Piyasaları Genel Kurulunda söylüyor. Bu açıklamayı söylüyor. Söyleyen kim? Maliye ve Hazine Bakanı; sıradan bir bakan değil, bu işlerden sorumlu olan bir bakan. Sayın Bakana sormuştum: “Madem biliyordun neden önlem almadın? Hangi siyasi otorite, hangi güç senin görev yapmana engel oldu? Engel olduysa neden o makamda duruyorsun sen? Görevini yapamadıysan neden o makamda oturuyorsun?” Bu soruyu sorduk ve gereği yapılmadı.
“SPK 10 AY BOYUNCA SOYGUNA GÖZ YUMDU, BAKAN ŞİMŞEK İSTİFA ETMELİDİR”
Değerli arkadaşlarım daha acı olanı bir şey daha bir olay daha var. Daha acı olanı, bu konuşmadan bir ay sonra Sayın Mehmet Şimşek 2 Aralık'ta Finansal İstikrar Komitesini topluyor. Yani gidişi görüyor, manzarayı biliyor, zaten söylemiş, Finansal istikrar Komitesini topluyor. Komitenin aldığı kararları gereğini yapması için Sermaye Piyasası Kuruluna gönderiyor, gereğini yapması için. Ama Sermaye Piyasası Kurulu 10 ay bunu tutuyor ve 10 ay borsada soygun artarak devam ediyor. Ta ki uluslararası endeks sağlayıcılarının uyarısı geldikten sonra olay ortaya çıkıyor ve artık kaçınılmaz olarak buna müdahale etmemiz lazım diyorlar.
Değerli arkadaşlarım bu sıradan bir kriz değildir. Bu devlet yönetimindeki bir krizdir. Devlet krizidir bu. Bakan biliyor, ne olduğunu biliyor, neler yapılması gerektiğini biliyor, ilgili kuruma yazıyor. İlgili kurum bakanı bile dinlemiyor, 10 ay dikkate bile almıyor, sen kimsin de bana böyle bir yazı gönderiyorsun diyebilecek cesareti gösteriyor. Bir bürokrat, bir bakana bu kadar cesur davranamaz. Çünkü istediği, bakanın istediği doğru şey ama yapmıyor bunu. O zaman Mehmet Şimşek'in yapması gereken tek bir görev var. Görevini bırakmak ve istifa etmek. Eğer makamına saygı duyuyorsan, Hazine ve Maliye Bakanıysan, senin yap dediğini Sermaye Piyasası Kurulu yapmamışsa, Sermaye Piyasası Kurulu senin üzerinde bir egemen güç olarak duruyorsa, o makamı derhal bırakacaksın kardeşim! Derhal, derhal, derhal bırakacaksın! Düşünün; Hazine ve Maliye Bakanı “ya bu fonda bir şeyler var” diyor, “ya bu borsada bir şeyler var” diyor, “ben biliyorum” diyor. Kimlerin yaptığını da biliyor, ne olduğunu da biliyor. Bir ay sonra topluyor Finansal İstikrar Kurumunu. Bir ay sonra topluyor, onlar karar alıyorlar, Sermaye Piyasası Kuruluna göndereceksin gereğini yapın diye. Kurul başkanı alacak senin yazını bir köşeye atacak, kararları bir köşeye atacak. Sonra ne olacak? Ben seni dinlemiyorum, ben istediğim zaman istediğim kararı alırım diyor. O zaman sen bakansın kardeşim, sen bakansın, sen niye orada duruyorsun? Bakın Sayın Mehmet Şimşek'in dürüstlüğüne bir şey demiyorum ama yönetim sıfır. Yönetim sıfır. Orada kimin gücüyle oturuyorsun sen? Hangi güç seni oraya oturtuyor? Sen bir an önce o koltuğu terk etmek zorundasın kendi geleceğini karalamamak için.
Değerli arkadaşlarım bir şey daha var. AK Parti içindeki hesaplaşmalara da bakmamız lazım. Bu iş böyle birdenbire ortaya çıkmadı. AK Parti içinde de Erdoğan sonrası iktidar mücadelesi var. Erdoğan giderse kim gelecek. Acaba bu fon olayının arkasında bu hesaplaşma mı var? Bunu sadece ben söylemiyorum, aşağı yukarı herkes söylüyor. AK Parti İstanbul Milletvekili, Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkan Vekili bu kişi, Sayın Serkan Bayram, o da söylüyor. Rezaleti söylüyor, fonları söylüyor, şikayetlerini yapıyor, Erdoğan sonrası hesaplaşma var diyor ve bütün bunların hepsini sayıyor. Üstelik bir yerde değil, birden fazla yerde. Fakat bunları söyledi diye uyarı geliyor, X hesabından yaptığı açıklamada biraz özür diler gibi bir atmosfere giriyor. Bu insana yakışmaz, söylediğin sözün arkasında duracaksın arkadaş, yiğitsen, olayı biliyorsan söylediğin sözün arkasında duracaksın! Burada ortada sadece bir fon meselesi değil Türkiye'yi derinden ilgilendiren belli bir sorun var, belli bir sorun var, AK Parti'nin kendi içinde ciddi bir hesaplaşması var, bakanların kutuplaşması var. Erdoğan giderse yerine kim gelecek; bunun hesabı var, bu çatışma var. Neden bu olaylar aylarca bekledi, günlerce bekledi, neden el atılmadı? Bunun sorgulanması lazım.
Sorumluluğu yalnız Sermaye Piyasası Kurulunun üstüne atıp kaçmak mümkün değil. Bütün bu ayrıntıların bilinmesi lazım. AK Parti içindeki hesaplaşmanın da ayrıntılarının ortaya çıkması lazım. Bunu da bekliyoruz. Siz kendi aranızda hesaplaşabilirsiniz ama vatandaşı soyarak hesaplaşamazsınız. Borsa üzerinden manipülasyon yaptırarak hesaplaşamazsınız. Fatura kime çıkıyor? Tepişiyorlar, fatura vatandaşa çıkıyor. Ezilen vatandaş oluyor, 400 bini aşkın vatandaş mağdur oluyor değerli arkadaşlarım. Bu bir devlet krizidir, o açıdan söylüyoruz. İlk dillendiren, devlet krizi olarak ilk dillendirilen parti de Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olayları sağlıklı irdeler ve tanıyı, teşhisi de koyar. Evet, bu bir devlet krizidir arkadaşlar.
(“Arına, arına iktidara” sloganları üzerine) Arınma sadece CHP'de değil. Büyük bir ölçüde arındık zaten ama hala var. Arındık, arınacağız, arınacağız. Kör kuruşun hesabını soracağız, kör kuruşun. Bu millet için yapacağız bunu. Çalışan, alın teri döken insan için yapacağız. Kadınlar için yapacağız biz bunu. Kör kuruşun hesabını soracağız. Kimseye yolsuzluk yaptı diye özel bir makam tahsis etmeyeceğiz.
Sorumuz vardı değil mi, onu her yerde sorun Mehmet Şimşek'e; madem bu olay ortaya çıktı sen aylarca niye bekledin kardeşim? Kim seni durdurdu? Hangi güç seni durdurdu? Milyarlarca lira. Binlerce insan neden mağdur oldu? Ya bunun faturasını ödeyecek bir kişi yok mu? Nasıl oluyor bu düzen? Bu düzen kimin düzeni? Hortumcuların düzeni. Olmaz. Karşı çıkacağız. Kör kuruşun hesabını soracağız. Parlamentoda soracağız, sokakta soracağız, caddede soracağız, tarlada soracağız, fabrikada soracağız, her yerde hesabını soracağız.
(“Dik dur, eğilme; gençlik seninle” sloganları üzerine) Az önce, daha doğrusu geçen salı da söylemiştim. Biz hiç kimsenin önünde eğilmeyiz, hiç kimsenin. Bizim verilmeyecek hesabımız yoktur. Ve her zaman şunu sorarız, söyleriz de, “hesap sormazsanız namertsiniz” deriz, hesap sormazsanız!
“BÜROKRATİK KADROLAR POLİTİZE EDİLİRSE DEVLET KURUMSAL OLARAK İŞLEVİNİ YERİNE GETİREMEZ”
Bu bir devlet krizidir değerli arkadaşlar. Yönetilemeyen bir devlet krizidir. Yönetilemiyor. Biliniyor, dokunulamıyor. Biliniyor, ses çıkarılamıyor. Bir şeyler yapılmak isteniyor, bakan kendi kurumuna sözünü geçiremiyor. Bakın, devlette liyakati her zaman vurgularız. Liyakat dediğimiz kavram işi ehline vermek. İnançlı kardeşlerime de söylüyorum, sevgili peygamberimizindir, “işi ehline vereceksiniz” diye. İşi ehline vermek... Şimdi siz işi ehline vermiyorsunuz, politize olmuş bir bürokrata veriyorsunuz; o kadar ciddi bir güç alıyor ki birilerinden kendi bakanının sözünü bile dinlemiyor. “Sen kimsin” diyor, “Sen bana talimat vereceksin. Ben kararımı kendim alırım, istediğim zaman uygularım" diyor. Borsa soygununun temel felsefesi budur. Bürokrat siyasallaşırsa, devlette liyakat biterse o zaman sorun var demektir. Bürokraside siyasallaşma olmaz. Bürokrat devleti temsil eder, devletin memurudur o. Devlet Memurları Kanunu, adı öyle, siyasi parti memurları kanunu değil, iktidar partisinin memurları kanunu değil; adı Devlet Memurları Kanunu. Devlet memuruysa o zaman devletin çıkarlarını savunacaksın her yerde. Bürokratik kadrolar politize edilirse devlet kurumsal olarak işlevini yerine getiremez. O nedenle bürokrasinin politize edilmemesi lazım. Bir ülkede -bakın bunu da hafızanızın bir yerinde tutun- bir ülkede 4,5 yılda 5 kez Merkez Bankası Başkanı değişmez. Trump Merkez Bankası Başkanını görevden alacağım dediği zaman sen beni görevden alamazsın diye karşı çıkış yaptı Merkez Bankası Başkanı. Eskiden Merkez Bankası başkanlarının görev süreleri vardı ve o görev süreleri içinde kimse dokunamazdı onlara. Onlar yasaların öngördüğü kuralları yaparlardı fiyat istikrarını sağlamak için. 4,5 yılda 5 sefer Merkez Bankası Başkanını değiştirirsen enflasyonu önleyemezsin kardeşim. Nitekim geldiğimiz nokta da budur, enflasyonu önleyemediler. Bir devlet yönetiminde bir kurumu denetlemekle görevli olanlar, yani denetçiler, yani müfettişler, kurumu denetlemekle görevli olan kişiler; denetleyeceği kuruma yönetim kurulu üyesi olarak atanırlarsa o kurum denetlenmeyecektir, ne yaparsanız yapın ben burada sizin garantinizim anlamına gelir. Ne demek? Devlet Denetleme Kurulunda görev alıyor, Borsa İstanbul'da yönetim kurulunda. Buyurun şimdi o Devlet Denetleme Kurumunda görev alan ne yapacak? Borsa İstanbul'u denetleyecek. İyi ama orada kendisi yönetim kurulunda, nasıl denetleyecek? Akıl tutulması var. Devleti yönetenlerde bir akıl tutulması var. Kardeşim, Borsa İstanbul iyi paralar veriyorsa sen oraya onu gönderemezsin. Gönderemezsin. Ne işi var denetçinin orada? Ben müfettişim, beni bir şirkete tayin ediyorlar yönetim kurulu üyesi olarak; sonra şirkete ben gideceğim, denetim yapacağım. Olmaz, olmaz! Bu ne demektir? Soygun hep birlikte olacak arkadaşlar demektir; hiç meraklanmayın, malı götürün, ben burada olduğum sürece kimse size dokunamaz. Geldiğimiz nokta bu.
“NEYİ KAPATMAK İÇİN ORAYA GİTTİNİZ?”
Bakın, Borsa İstanbul bakın…Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Borsa İstanbul'da Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Üyesi, Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Üyesi, Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekili, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı… Ne kadar saysanız hepsi Cumhurbaşkanlığı ve Varlık Fonu. Bunların hepsi ballı börekli yerlerde görev alıyorlar. Bunlar neyi denetleyecek? Yolsuzluk varsa denetlemezler ki. Benim ilk çağrımda mutlaka bu olayı denetleyin demiştim. Şimdi Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirmişler. İyi de onların hepsi borsa yönetiminde görev almış, neredeyse tamamı. Nasıl denetleyecekler? Yolsuzluk varsa kendisine hesap verecek. Hesap verecek olan kişi orada denetim yapacak. Bir akıl tutulması var değerli arkadaşlarım, gerçekten akıl tutulması var. Dolayısıyla bir devlet yönetiminde bürokratlarla siyasiler işbirliği yaparlarsa o devlet sağlıklı yönetilemez. Politize olmuş yandaşlar atanırsa o devlet sağlıklı yönetilemez. Devlette liyakati yok edip yandaşları belli makamlara getirirseniz devlet yönetimi siyasallaşmış bürokratların eline düşer, bürokratlar siyasileri yönetmeye başlarlar. Çünkü çıkar işbirliği çıkacak, çıkar işbirliğinde yolu, yöntemi gösteren bürokrat olacak, siyasetçi değil ve vurgunu paylaşacaklar.
Az önce söyledim. Mehmet Şimşek'i ifade ettim; 2 Aralık'ta konuştu, Sermaye Piyasası Kuruluna gönderdi yazıyı, bir ay sonra Finansal İstikrar Komitesini topladı ve onu kimse dinlemedi. Mehmet Şimşek’i kimse dinlemedi değerli arkadaşlarım. 3 Ekim günü başka bir vahamet. 3 Ekim günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu toplanıyor, bu olayları değerlendiriyor. Fon Koordinasyon Kurulu toplanabilir, resmi bir kurum toplanabilir, kurumun üyeleri var, üyelerle beraber gelir fonu değerlendirebilirler. Ama Fon Değerlendirme Koordinasyon Kurulunun görev yaptığı sırada, çalışma yaptığı sırada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı orada, iki Grup Başkanvekili orada. Ya sizin orada ne işiniz var? Siz de yolsuzluğun bir parçası mısınız? Hırsızlığın bir parçası mısınız? Neyi kapatmak için oraya gittiniz? Hangi gerekçeyle siz oraya gittiniz? Devlet yönetimiyle siyaseti nasıl içe getirebilirsiniz siz? Liyakati nasıl yok edebilirsiniz siz? Peki diğer partiler var mı? Çağırmışlar mı diğer partileri? Bütün partilerin grup başkanlarını veya grup başkanvekillerini davet edip Sayın Cevdet Yılmaz olay şöyledir, olay şöyledir, olay şöyledir diye bilgilendirdi mi? Hayır. Devlet yönetimiyle iktidar siyaseti birleşirse büyük sorunlar çıkar değerli arkadaşlarım.
“SİYASİ AHLAK KANUNU ÇIKARILMADAN YAPILACAK ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YOLSUZLUĞU ÖNLEYEMEZ”
Bu arada bir konuya daha değineyim. Sayın Erdoğan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açış konuşmasında anayasadan söz etti ve anayasal değişiklikten söz etti. Yani partiler arasında rekabet olabilir ama bir anayasaya ihtiyacımız var, doğru dürüst bir anayasaya ihtiyacımız var dedi. Ben de buradan Sayın Erdoğan'a bir çağrı yapıyorum. Bizim anayasadan önce bir siyasi ahlak kanununa ihtiyacımız var. Getir arkadaş, önce siyasi ahlak kanununa ihtiyacımız var. Siyaset kirlendiyse yolsuzluğu engelleyemezsiniz. Siyasetin temiz olması lazım. Pak olması lazım siyasetin. Siyasetçi kirlenirse olmaz. O nedenle siyasi ahlak kanunu getir kardeşim. Hep beraber çıkaralım. Oy birliğiyle çıkaralım. Siyasi ahlak kanunu çıkaralım. Arkasından anayasa mı diyorsun? Otururuz. Neden? Çünkü biz Altılı Masa döneminde bu anayasanın ülkeye hayır getirmediğini ve bu anayasanın değişmesi gerektiğini oturduk konuştuk, toplantılar yaptık, kamuoyuyla paylaştık hangi düzenlemeleri nasıl yapacağımızı. Evet. Ama siyasi ahlak kanunu olmadıkça, siyaset kirlilikten arınmadıkça hangi kanunu getirirsen getir, gider siyasetçi bürokratla işbirliği yapar, devleti soymaya kalkar. Önce siyasi ahlak kanunu. Bunun çıkması lazım.
“DÖRT MADDE HALİNDE ÖNERİLERİMİZ”
Bizim önerilerimiz. Dört madde halinde bu öneriler. Bu önerileri Sayın Grup Başkanım, bu önerileri bir çoğaltın ve gelen bütün arkadaşlara verin.
Birincisi şu: İlk başta Sermaye Piyasası Kurulu olmak üzere; doğrudan sorumlu olan, denetim görevinde bulunan ve hatta görevi gereği olanı biteni açıklıkla görebilecek mevkide bulunan bütün bürokratlar derhal görevlerinden alınmalıdır. Birinci maddemiz bu. Çünkü siyasetçiyle yolsuzluk açısından işbirliği yapıyorsan derhal alınmalı buradan.
İki: 5 milyon lira ve üzerinde fona para yatıran ve paralarını 2026 Ağustos ve Eylül aylarında çekenlerin kimlik, unvan ve para miktarı bilgileri kamuoyuna açıklanmalıdır. Kimler malı götürdü bir görelim. Mağdur olanları gördük, 458 bin kişi. E kim malı götürdü, onları da görelim. Hırsızın kimliğini niye saklıyorsunuz? Malı götürenin kimliğini niye saklıyorsun? Mağduru açıklıyorsun, hırsıza ben senin kimliğini koruyacağım diyorsun. O kimliği saklıyorsanız siz de o işin suç ortağı konumundasınız. Bunun da altını çizmek isterim.
Üç: Bu soygun sürecinin tüm ayrıntılarının ortaya çıkması için bünyesinde bağımsız uzmanların da olduğu özel bir komisyon oluşturulmalıdır.
Dört: Son olarak bu soruşturma mutlak anlamda suç örgütü kapsamında değerlendirilerek işlem görmelidir. Eğer suç örgütü yani örgütlü bir suç kavramına sokmazsanız herkes 2 yıl, 5 yıl, 3 yıl alır; malı götüren götürür, hatta çoğu hapse bile girmez, çıkarlar.
Eğer bu devlet krizi bir daha tekerrür etmesin diyorsanız bizim bu dört maddemize uyacaksınız.
Şundan emin olun; her sorunun çözümü vardır, her soruna çözüm üreten parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir.
Cumhuriyet Halk Partisi, tarihin dünyanın en köklü partilerinden birisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi; hak, hukuk ve adalet diyerek büyüyen bir partidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, asla kirliliği kabul etmeyen bir partidir.
Cumhuriyet Halk Partisi; Gazi Mustafa Kemal'in, İsmet İnönü'nün, Bülent Ecevit'in, Deniz Baykal'ın partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, ahlaki değerleri yüksek olan bir partidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin temel taşıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi, devlete yön çizen bir partidir.
Cumhuriyet Halk Partisi; hakkı, hukuku koruyan bir partidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, kimsesizlerin kimsesi olan bir partidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu güçlü bir partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, boğazından aşağı haram lokma inmemiş olanların partisidir.
Ve Cumhuriyet Halk Partisi; kadınların, gençlerin partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, anlı ak olanların partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, toplumu kucaklayan bir partidir.
Hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun.